sana-t.


bana hediye edilen tüm fotoğraf makineleriyle anlamlı şeyler çekeyim istiyorum.
simena siesta
kiokuta kwoskita

çekemedim!

anlamlı zamlar:

metrobüs.
çok hak veriyorum.
gerçekten
çünkü tüm metrobüs araçları hijyenik
çünkü hepsi çok hızlı ve güvenilir
ah bir de tüm şoförler elektronik-makine- uçak mühendisliklerini beş kez okumuşlar.
teşekkür ederim.
şükrederim.


vivre sa vie.


i don't think you should feel about a film. you should feel about a woman, not a movie. you can't kiss a movie.

- jean-luc godard

montumun yakası

bir yerden biliyorum ama çıkaramıyorum renklerimi üzerimdeki.
şimdi tekrardan seni anımsadım.
1916 yazıyor hoca tahtaya, bir tarihsel açılımlar peşinde...ah diyorum malevich çizse hemen bu tarihsel süreci tam da montumun yakasına.

kikiye mersiye


tam da burdan bahsediyordum ki, lafı ağzıma tıkayıp, cihangirdeki değil, demek istedim.
iyi ki çaktırmadan çektiğimiz bir iki fotoğraf var şimdi nam-i diğer halıcı lokasyonunda.
hala inanamıyorum tüm bunların başımıza ikimiz yüzünden gelmesine...

iyi ki özge sana sen bana ben onura söylemiştim.
olmadı ama,
şimdiki halinde teomanlar fink atarken,kalbim eski tablonun üst yerinde.

bricklane

ben diyorum diyorum da inanmıyorsunuz!

linko.

benden daha fazla sıkıntı için.

no pop no starz

şöyle bir değişiklik yapasım geldi:
yayının ilk saatinde, bana yollanmış olan -belki yollanma ihtimali dahi olan-
CD ler bölümü!
öylece çalacak...
ilk sıra: Pina Ltd.-mantı kes kutu günü albümü.
Bu perşembe saat 17 de!

röleve.?



ben bilirdim böyle şeylerin olacagını.Tam, Kırıntı Boşluğunun az ilerisinde,Bebekde.
halinde bir galeride bulmadan önce de kendimi.
ve vesilesiyle bir konuşmaya konuk olacagımı bu sergiyi gezmeden önce.

re-lever: maura sullivan.

kanada

bisikleti senden hızlı sürüşüme bir de börülceleri senden hızlı soyuşum eklendiğinde
kendimi çok iyi hissediyorum.
bir de bildiğin üzere
senden daha önce kalktığım için de neşe doluyor içim.

mis gibiyim.
bin haneli telefon numaranı dahi ezberlerim.

çizen yüzüm


anlamlı bir uyku bağışlayabilir bu gece
mendil kokan eline.
bir de: blow-up.

hani.



bir de, çamaşır makinesine attığım pembeye yaklaşırken beyazlaşan battaniyenin kücücük olma ihtimali vardı aklımda; yürürken banyoya.

neyse ki normalmiş 50 derecede yıkanmak onun için.

bana kalırsa: bert hardy

blackpool!

beğen!

bir fotoğrafın altında
45 ileti ve 80 kişinin sevme etiketi : facebook.

sanırım benim
facebook

um
yok.

kırılan şemsiyeler

öylece yolun ortasında sopasını ve başlığını ayrı yerde görünce
siyah ucuz mu
belki pahalı şemsiyelerin
hallerinden cok,sahiplerindeki o anki hüznü düşündüm.
hay allah!
of!
amaan be!
gibi tepkilerden hangisini hangi sıralamalarda yapıp orayı öylece terk etmişlerdi.

.
tüm bu ala halim için öncelikle ziya osman saba'ya
sonra da onur ve gökçe'ye
teşekkür ediyorum.

500


en yakın istikamet üzerinde o an,kanyonda vardı o film.
biraz geç anlatıyorum bugün ya da dün olmamışları
ama gecen zaman blogda daha hoş gibi.
Hıncal Uluç ile aynı numaralı salonda izlediğim bu anlamlı filmi, yazısıyla o kadar anlamsızlaştırmıştı ki, filmden soğumaya yaklaştım.
filmin senaryosunu yazanlar onun hayata bakışından cok etkilenmiş olmalılar gibi büyük nesneli cümleler.
özge nin en var olan cümlesiyle, neler diyorsun sen, dedim.
üzüldüm.
aynı filmi ben anlatacak olsaydım, sanırım ilk
The Smiths derdim.
aşk biraz gerisinde kalırdı tüm söyleneceklerin.

if a double decker bus:london museum.

hangi rakam ile tavşan yapılıyordu

my name is casper!


22.

pazar gibi gün.


mesela benim pazarım, 'ideal' pazar.ne demek mümkünse bu kelime ile bana mümkün.

az ilerdeki fırının önünde kurulan kumaş tezgahının en sevdiğim tezgah oldugunu ben biliyorum.
bir sürü kumaş var.bir haftada tüketebileceğiniz şaşal su fiyatına.
üstelik amca diyebileceğimden emin olmadığımdan seslenme şeklimin
, şey, olduğu kişi
en cok beyazı ve işte su arka fon rengi sevdiğimi biliyor.
yeni gelen kumaşları hemen üst üste serip,hiç baskısız düşünme zamanı bırakıyor..
dahası:
gecen hafta ona bir dergiden gösterdiğim kumaşları bulabildiğini ve haftaya getireceğini söyledi.
nostaljik kırmızı üzerine seten olMAyan koca çiçekler.
ve hepsi benim.
dün, genel işler üzerinden her anlamı çözen adamın dediği gözümün önünde idi.
'' her şeye ulaşabildiğimiz bir pazardan konuşuyoruz,böyle bir şey yok! ''
uzak ya da yakın.
vardı.
o an.
:frankie

bana kalan az zamandan;

yellow to me:

i know somebody who was illiterate but knew all literate stories by heart. she knew more things than kafka than baudelaire than camus than chartier than banville.she had no needs to put these names with grand capital. no!
i know 2 languages if i count the other that she even could not use, in her some days,yes! i know three languages.
but i have no idea about how to be a nice person, grateful always and beautiful at my forties.
i will not have an idea about me,
but she will still proud of me.
proud of her children
but
not
proud of her life.

me,
am i proud of my life as she expected.

question: at nights in my bed.

derdemez

oh no: bricklane.

şirinevler-taksim:

iki peynirli poğaça ve bir de peynirli börek diye diye baktığım su böreği kalıbı.
adam sormaya cesareti olamadan sordu,
hangi börekten istediğimi.
-ya o ortadaki işte.
-o, su böreği.

benim bildiğim su böreği, ince dilimler üzerindeki tereyağı erimesiydi sanki.
şaşkınlığımı sonraya sakladım.

sonra da,
üç çay bir ıhlamur ada sıcaklığıyla içine düştük, o anın.biliyordu, otobüs yolculuğuna yakarışım üç bucuk dakika daha sürecekti.
ne yapsın,
bana masanın ucundan şarkı armağan edecekti.sonra da çikolata dilimleyecekti.

yer: cihangir.
zaman:salı







o yan.


gezilecek yerler listesi omzumun sol üst köşesinde,
sağ üstte de gezdiğim yerler.

sol > sağ.
durumu.

ama :uyku tulumu, londra.


noir et blanc


+ artı
- eksi
, virgül
. nokta
- kısa çizgi
' kesme işareti

nerelerde kullanılırdı ki, missmitto'ya yeniden bir telefon açmalıyım.tarif etmesi için şu otobüs saatleri tarifesini,hatta bir de çay içme bahanesi
orta kantinde
<3

hep: zeynep.

yazılı tarih:

sanki her seyin yeri ve zamanı yazılmış da
kapının ardından içeri atılmış.
şimdi alıp okuyorum da,
nasıl şaşırdım.

meğersem
bir tarihçi olamayacagım çok önceden belliymiş.

neleri denesem bana kalanlardan.


evet:coco chanel.
fffound.


radyo

sunacak olacak.





















eski: abless, flickr.

buzdolabı

yediğim en güzel mozaik pasta:
anne bütünü teyze
en mozaik pastası.

bütün şehirleri:


sıkıldığım:
sıkıcılığım.

''gecen zaman nefes almak''
hali,tamam.
ama,bir olmasan yoklama defterimde
hiç inmeyecek gibiyim.olduğum yerde günlerce beni anlatmayan kitaplar okuyup
benmişim gibi davrandığım cümlelerin kenarlarını buruşturacağım.
hemen ilk sözlüde
söz hakkı alıp.
sıkıcı olduğumu itiraf edeceğim.
hiç çalışmadığımı
aynı sayfayı defalarca okuyup bana bir şey ifade etmediğini söyleyeceğim.
ben yokum.
sipariş ettiğim hiç bir kumaş parçası benim değil.
dikemem.

bir zahmet: yol.

canidas'ın var edilmediği topraklarda yetişmek nasıl da anlattığın gibi.


bir şarkı var hani
çok öncelerden ezberlemişim,
hayal meyal şimdi sözleri
ama bir çalsa hemen hatırlarım
altını çizer dizlerim.
bana yaptığın cd lerden birinde olmalıydı.
bulamadığım.
öyle ağır geldiği zamanlarda defalarca silip,yüklediğim.
hani bildiğim,cdde ya.
yüklerim nasılsa.
şimdi bir daha çalacak olsa radyo,
arayacağım bu sefer,
duştan cıkan sesim
-alo diyecek.
sen başka ülkelerden duymayacaksın bile bu çırpınışımı.
belki de o şarkıyı dinliyor olacaksın
hatta...
bilmem ki ilerisi de var.

her şeyin pahalıya satıldığı tüm dönemleri kapsayan ucuz mutluluklarım
ve
sen varsın aklımda.
azıcık ucundan bildiğim tüm şarkılarda, seni mırıldanırım gibi biraz.

hal: bir dünya londra.




bir de böyle


-sanırım yeni kredi kartını cok sevdin
-yaa,çok mu bir şey aldım ki,abi... yoo
-londra alınmış sanki biraz,geldiğinden beri.
-bızt.
^^-^^
a la folie.



herhangi: tower hill.

il faut etre absolument moderne!





nerdeyse: arthurdent

chanel ve halleri


sadece bir 'eyeliner' için karışmış durumunda bulundugum boş kalabalığın ön tarafında coco'nun eşlik ettiği marka, tasarımıyla yine gözlerimi bir aşşağı etmişti.
usulca açıp,neymiş diye inceliye duracakken,içimden çok net,
-aa bunu nasıl sürücem ki,çok kalın bu dedim.
yanımda duran kadın,tekrarladı hecelerimi.
evet.
sonra
bir melekten daha kaba saba bir başka kadın...bambaşka kadın aniden belirdi.
siyahtı kadın.ağzı kapalıydı.konuşuyordu.benden daha düzgün bir türkçe belki.eski türkçe.
ve sadece kendime uçdeğer gözlerini gördüğüm bu diyarsız kadın, bir bilgi efsanesine tuttu beni ürün sözlüğü gibi.
İNANAMADIM.

o göz kalemini çekmeden önce pudra sürülmesi gerektiği konusunda beni uyardı.
bir de, yatmadan önce sürersem,
gözümün İÇİNE VE DIŞINA, sevapmış, sünnetmiş (!)
uyandığımda pamukla bir güzel siler gibi yaparsam, gün boyu hiç akmaz tam istenilen görüntüyü verirmiş.

teşekkür ettim.
ürünü çok iyi biliyormuşum gibi yapıp, markanın yaygınlaşmış halinden rahatsız olurcasına yerine bıraktım.

hay allah!

enfes: juampi bonino.




fön:


beni severim
lafta,
otobüs duraklarında.




ilham:juampi bonino

tasa:

osmanlıca öğreniyorum
gözlerim kapalı.

kasımpatı arifesi


bir saniyeliğine durduğunu fark ettiğim eşyaların zaman düşmesinde
yüzüğümü
yıkamadan önce cıkarttığım lavobalar gelir aklıma.
temiz yüzeydeki yüzüğün parlak duruş hali,yatık.
derken;
unutuşumla yıkarım ellerimi
bir dahaki lavoba ziyaretimde.


üzgünüm.
armağan yüzüklerim.
hepinizi aynı senaryolarla bitirdim.

kalp eşiğinde bir bisiklet hali

tüm sırlarımı çocukluk balkonumdan sararken düşürdüğüm
onları tutarken düşecek olan,
ve hepsini içeri alıp,saçlarını okşayan,
bir bir, bana beni anlatan
kendime hak vermemi hep sağlayan,sonra da en içten sarılmayı yapan
tek kalp komşumu
bugün metrobüste
bana yer vermeye çalışırken görmek
göz hamlesiydi.
eski günleri kimseyi rahatsız etmeyen tonumuzla, parlatıp
hasretimizin temizliğinden bahsettik.

biraz kırgındım belki de,
ilk kez, bana haber vermeden terk ettiği şu sokak için.
taşındığı yerin, benim yanımdan güzel olması için.

her şeyi teker teker sordu.
annemi atlayarak özellikle,övünce vurguladı.
babamı yine ayak üstü dövdü
hayallerime ve kıyafetlerimin içindeki duruş halime sarıldı.
yine tüm sponsorluğu üstlendi.

öyle güzel bir anmış ki,
tek yaptığımızın bisiklete binmek olduğu günler.
en çok vaktimi onla geçirirken
hep soru işareti ben.





bir de sigara içişin vardı
gizli gizli balkonda.
bir de onu çiçek topragında söndürürdün,
buram için çekik.
sigara içişinde görürdüm ben dertlerini;
sevdiklerini,
tadımsız çayın kenarındaki ilk şekeri

ellerini severdim
sen sigara içerdin.


ekimekimekim

şimdi daha iyi anlıyorum.
insanların neden konuşmadığını.
o kadar cok seyin oluyor ki söyleyecek.
o kadar düz ve net ki,
ve yalnız
ve biliyor ki
kimse yardım edemeyecek,
ve elleri bir üç yıl daha hiç olmayacagı hızla
yaşlanmaya devam edecek.
o kadar iyi biliyor ki
ne elma eski elma
ne mutfak eski mutfak
ne sokak eski sokak

kapı bile bu kadar cok değişir mi,
kıyafetlerin değiştiği kadar.

şimdi susuyorum.
hep susacakmış gibi,adımlarımla kahkahalarım.
biliyordum epeyden beri bir şey eksik.
diye konuşamıyorum.





bir çiçek düşeli
bir yıl olmuş.
sanki
bildiğim tüm rakamlarca düşer olmuş.

ma mere:

elle etait la plus belle personne que vous pourriez connaitre
elle etait la plus jolie chose que vous ne pouvez pas toucher
elle etait parfaitement poetique que vous ne pourrez jamais lire.
jamais.

roald dahl

bildiğim tek yazar olsaydın bile,
ağlamazdım.

bana anlattığın tüm gezilerin,
şeftalilerin
ve tutam korku hayallerin icin,
katlanabiliyorum hergün
okula
otobüse
ve uzun hal hatır ziyafetlerine.

öyle içimden geldi işte.
sarıl azcık.

ff durum:


cep telefonu ile cekilmiş bu garibi buraya koymak zorunda idim.
çünkü kayıp.
kayıp olan tek şeyim olmamasına rağmen
en kayıp olan
en güzel hediyemdi.

londra.

colours


I am everything that a girl could be!


weheartit

hayatım: Re

çel.
bir paket rengarenk
bir defter ince düz,kenarında kırmızı satır çizgisi.arkasında eliçi örgüsü kalın duvarları geçmeli.
bir kalem,ucunu açmaya kıyamasam bir cümle için.
bir cümle ki;baştan da okusam sondan da okusam aynı.
sayfa düzenimde nereye koysam
yoksa hiç kurmasam mı.

bir sürprizim edasıyla
en arka sayfaya baksam mı.





etkitepki: bruno dayan

kuru durum.

en son hangi renge boyayacaktıysan saçlarını
bir kutu.
bir belirtisiz isim halinde saç rengi.
bir süredir kullanılmayı bekleyen yeni saç fırcası,eski kullanılanlarla aynı darlıkta.
ve kopmaya yakın saç telleri.

bir durum zarfında bulun şimdi
saçlarının yetişemeyeceği.

honeur par heure.


vous etes le soir dans mon coeur.
mais vous n'etes pas noir comme tout le monde.
vous etes le soleil dans ma langue
mais vous n'etes pas tout chaud comme les autres
vous etes un garçon dans mon oeil
mais vous n'etes pas comme des garçon.

action reaction par photo:juampi bonino

harf düzeni

acıtan bir sabah var,hala onca aşk filminden sonra en acısı bana.
kirpiklerimi sayamam sana.

uyuyan güzel

ezberimin bittiği yerde, mısralarımı kesti ellerin.
şiirim bir yanda, biri bin parça gökyüzünde bir kıyı sana.
her şey eskisi gibi olacak hissi.
yıllardır görmediğim birinin son anda kapıyı çalış hali.
eskiden de böyle çalardın sanki.
iki tıktık derin.bir bekleyiş.sonra çantada anahtarını arama vakti.
ezberimin bittiği yerde topladın
tüm kahvaltımı.
şiirim bir yanda kaldı.bir bıcak,diğer yanda.

yatmadan önce sussam.

aynanın ortasına kadar gelirdin
göz kalemin ağırlar; aktığı yerde, ağlardın.

iki sözcük içine sığmazdın ama
ayna seni nasıl kaplardı!

nerden baksam,hep ağlardın
göz kaleminin aktığı yerde anlardım.

ayna biraz iyi sır saklardı,yazık ki
kimse öyle yakından,çizmezdi göz çevresini:

detayların siyah akardı, aktı mı
dudakların kahverengi, öptü mü

ayna bir gri renk hakimiyeti
ne gözleri var şimdi
ne de güzelliği.




alLA beni pulLA beni.

bir iki saat içinde, bir dikdörtgen masanın lime lime her köşesinde türkçeye en yakışır cümleler akacaktı dilimizden,sangria tüketirken.herkes gökkuşağının renklerini giyecek,tüm güzelliklerle pasta süslenecek ve 21 mum; üflenecekti,binbir dilekle her geceye ayrı.
sanki oldu bitti gibi.
ne cabuk gececekti.
daha sanki,bir ömür sarılacaktık,da çilekli her şey bize imrenecekti.
derken;
en nadir sen doğacaktın bence.
en maki sizin oralar yaşayacaktı
en çocuksu senin kahvaltın ağlayacaktı
ve en dokunsu sırt; senin üzerinden akan olacaktı.

etkitepki: chrissie white